Bin Yılın Çayı Osmanlı'da Çay ve Çayhane Kültürü

Fehmi

Kayıtlı Kullanıcı
Katılım
15 Haz 2014
Mesajlar
20
Beğeniler
1
Puanları
3
Yaş
37
Şehir
Çanakkale
Ad Soyad
Fehmi Karataş
Meslek
Öğretmen
İkametgah
Çanakkale
Yetiştirdiğim Irk
Hünkari
Diğer Irklarım
Yok
#1

BİN YILIN ÇAYI: OSMANLI'DA ÇAY VE ÇAYHANE KÜLTÜRÜ

Kemalettin Kuzucu'nun kapsamlı çalışması 'Bin Yılın Çayı: Osmanlı'da Çay ve Çay Kültürü'nde Osmanlı döneminde çayın ithalat ve tüketim değerlerinin tartışıldığı ekonomik boyutundan ünlü çay tüccarlarına, çay karaborsasından sahte çaya karşı verilen siyasi ve toplumsal mücadeleye, çay hazırlama yöntemlerinden çayhanelere kadar birçok konu var.

Ali UTKU

Dün olduğu kadar bugün de kültür tarihimizin vazgeçilmez unsurlarından biri olan çay üzerine Türkiye'de yapılan çalışmalarda genel olarak çayın Cumhuriyet dönemindeki serüveni, ziraatıyla birlikte kültürünün de bu dönemde yaygınlaştığı vurgusu öne çıkıyor; Batı'da yapılan çalışmalarda ise çayın Türk kültüründeki yerine hemen hiç değinilmediğini görüyoruz. Kemalettin Kuzucu kapsamlı çalışması Bin Yılın Çayı: Osmanlı'da Çay ve Çayhane Kültürü'nün ortaya çıkış nedenini bu boşluğa hitap etme arayışı olarak gösteriyor. Kitabın benzer çalışmalardan en belirgin farkı, sadece Osmanlı dönemine odaklanmış olması. Bununla birlikte çayın Çin'den başlayarak dünyanın değişik bölgelerine yayılmasının siyasi, sosyal ve kültürel tarihi de ortaya konuluyor. Osmanlılardan önce ve Osmanlılar çağında Türklerin hayatındaki izleri sürülüyor. Örneğin Türk kavimleri içerisinde çayı ilk kullananların Hunlar olduğunu öğreniyoruz. Asya'da bağımsız ya da Moğol idaresi altında yaşayan veya siyasi birlik haline gelememiş çeşitli Türk topluluklarının çay tüketimiyle ilgili birikimlerini ve bunların sonraki asırlarda yaşayan torunlarının kültürlerine etkilerini görüyoruz.

Çayın bir ıtriyat olarak kullanıldığı Tanzimat'tan önceki devirlerde Erzurum'dan İstanbul'a, Diyarbakır'dan Kırım'a kadar olan sahada tüketim tarzları ve sınırları hakkında geniş örnekler sunulmakta. Bu bölümde arşiv belgelerinin yanı sıra seyyah anlatılarından örnekler verilmekte. Rus esareti altında yaşayan akraba topluluklardan Kazak, Kırgız, Türkmen, Başkurt, Tatar ve diğerlerinin konuyla ilgili birikimlerinin Osmanlı Türklerinin birikimiyle benzerlikleri ve farklılıkları tartışılmakta.

ÜLKEMİZE RUSYA VE İRAN ÜZERİNDEN GİRDİ

Bin Yılın Çayı'nın yaklaşımını belirleyen hususlardan biri, Osmanlı'da çay kültürünün başlaması ve genişlemesini modernleşme süreci bağlamında ele alması. Çin kökenli olmakla birlikte, İran ve Rusya üzerinden ülkemize girdiğini, zaman zaman Avrupa'dan esinlenme yoluyla benimsendiğini gördüğümüz çayı sahiplenen Osmanlıların, bununla ilgili tüketim teknikleri ve etnografik ürünleri nasıl millileştirdiği nefis bir üslupla irdelenmekte, böylece Türk halkının geleneksel ve dini dinamikleriyle çelişmeyen yabancı kültürleri benimseme hususunda ne kadar mahir ve önyargıdan uzak olduğu kanıtlanmaktadır. Devletin siyasi işlerinin iyi gitmediği dönemlerde çay yokluğunun iç politikayı nasıl etkilediği, halkın yokluk karşısında girdiği arayışlar ilginç örneklerle ortaya konuluyor. Bursa ve Tokat örneklerinde görüldüğü üzere, halkın çaya benzer bitkileri çay işleme yöntem ve teknikleriyle buna benzeterek yıllarca bu şekilde ihtiyacını gidermesi hayli ilginç. Bursa'daki ayıüzümü (yabanmersini) yapraklarının hakiki çay olup olmadığı konusundaki tartışmaların Bursa ile İstanbul arasında uzun süreli bilimsel ve siyasi krizlere yol açması; Tokat'ta toplanan ve işlenerek çay görünümü verilen bitkinin dolaşımının önüne geçemeyen hükümetin, bunun 'Tokat Çayı' adıyla ticaretinin yapılmasını serbest bırakmak zorunda kalması, çay kıtlığı ortamında verilen mücadelenin bir boyutunu ortaya koymaktadır.

Çayın zor bulunan bir madde olması ve giderek artan tüketici talepleri karşısında hükümet 1880'lerden itibaren çay ziraatına soyunmuştur. Çin ve Japonya'dan satın alınan tohum ve fidanların Bursa, Selanik, İstanbul'daki numune çiftliklerinde deneme ekimleri yapılır. Deneme sahası Erzurum, Sivas, Ankara, Aydın, Adana ve Halep'e kadar genişletilir, ama buralardan sonuç elde edilmez. Bu arada Trabzon vilayetinin Artvin ve Rize sancaklarında amatör çiftçiler Rusya'dan getirdikleri fidanları kişisel gayretleriyle tutturmayı başarmışlardır. Bunların gayretleri hükümet tarafından rapor haline getirilecek, deneme ekimleri sıklaştırılacak, ancak 20. yüzyılın başlarındaki büyük savaş ve felaketler bu işe daha fazla eğilmeyi önleyecektir. Çay yetiştiriciliği konusunda Osmanlı döneminde atılan adımlar ve bunların bilimsel raporları Cumhuriyet devrindeki resmi veya özel girişimler için hareket noktası olacaktır.

Çayın teknik ve tıbbi boyutu, dönemin literatürüne yansıyan veriler ışığında sunulmakta ve çağdaş bulgularla karşılaştırmalar yapılmaktadır. Osmanlı'da kahvaltı geleneğinin başlamasına da bölüm ayıran yazar, çayın kahvaltılarda tüketilmesinden resmi kurumlarda kahve ile girdiği mücadeleye, cadde ve sokaklarda beliren seyyar çay satıcılarından kışladaki askerin nevalesinde yer alışına kadar kullanım alanını, bu arada çay-simit buluşmasını anlatıyor. Kitaptaki en ilginç konulardan birisi de, modernleşme döneminde başlayıp, belirli bir kesim tarafından ama sıklıkla ve belirli bir disiplin içerisinde yürütülen çay partileridir. Partileri, protokol kurallarından giysilerdeki seçiciliğe kadar geniş biçimde anlatan Kuzucu, İngilizlerdeki 'five o'clock tea' alışkanlığının Türklerde 'ikindi çayı' olarak ve kadınlar tarafından oluşturulmasının sırrına değiniyor.

Kitabın önemli bir bölümü de çayhanelere ayrılmıştır. Çayın yarattığı bir kurum olarak sunulan bu kamusal mekanın tanıtımından önce, çayın içildiği daha köklü kamusal mekanlardan kahvehane ve kıraathanelere değinilmiş. Kahvehaneler üzerine yapılan çalışmaların sıklığı vurgulanmış, ama kıraathanelerin gözden kaçtığı dile getirilmiştir. Kıraathanelerin Osmanlı aydınlarının buluşma yeri olarak 'kamuoyu' olgusunun ve 'aydın' kimliğinin oluşumundaki katkısına vurgu yapılmış, İstanbul'un önemli kıraathaneleri içerisindeki bilimsel etkinlikler ve müdavimleriyle birlikte tanıtılmış. Kitapta özellikle Abdülaziz ve Abdülhamid dönemlerinde çayhanelerin birer kültür ve sanat merkezi olarak çalıştığı, müşteri ve müdavimlerinin kabulünde seçici davranıldığı, kıraathaneler gibi bu kolektif mekanların da Türk kültürü ve edebiyatının korunmasına ev sahipliği yaptığına dikkat çekilmekte. Çayhanelerin Anadolu ve Balkanlar'daki uzantılarından da örnekler verilmekte.

EKONOMİK BOYUTA DA VAR

'Bin Yılın Çayı'nda Osmanlı döneminde çayın ithalat ve tüketim değerlerinin tartışıldığı ekonomik boyutu, İstanbul'un ünlü çay tüccarları, çay karaborsası, sahte çaylara karşı verilen siyasi ve toplumsal mücadele, çay yokluğunun yarattığı sosyal ve siyasal kriz, çay etnografyası ve etimolojik çözümlemeler, çay hazırlama yöntemleri, semaver kültürü ve kıtlama tekniği hakkında da ilginç bulgular mevcut. Çayın Türk edebiyatına yansıması hususu da Osmanlı dönemi ile sınırlandırılmış. Bu bölümde çayın Osmanlı şiirine, nesrine, romanlara, tiyatroya, kantolara, bilmece, tekerleme, atasözü ve deyimlere, mizaha nasıl konu edildiği hakkında doyurucu örnekler verilmiş. Kitap dönemin arşiv kaynakları, yazmaları, kronikleri, süreli yayınları, seyahatnameleri, elçilik raporları gibi birinci elden kaynakların yanında hatırat, roman, hikaye, şiir, deneme ve daha birçok türden araştırma ile desteklenmiştir. Dolayısıyla sadece tarih değil, kültür tarihi, iktisat tarihi, siyasi tarih, edebiyat, roman, folklor, vs. farklı okur kitlelerine hitap eden, zaman zaman neşelendirip keyif veren bir çalışma.

Bin Yılın Çayı: Osmanlı'da Çay ve Çayhane Kültürü
Kemalettin KUZUCU
Kapı 603 Sayfa
 
Üst